Giriş Yapılmadı (Giriş)

Vanilla 1.1.8 bir Lussumo ürünüdür. Detaylı bilgi: Döküman, Lussumo Topluluğu.
Türkçe Çeviri : Engin Yazılan

    •  
      CommentAuthorrizaozel
    • CommentTime29 07 2009
     
    Full
    Güneydoğu’da gazeteci olmak…

    Faruk BALIKÇI

    Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan sorunlar, kültürel yapı ve yaşanan çatışma ortamı gazetecilerin işini çok yoğunlaştırıyor. Bunun yanı sıra riskleri de artıyor. Bölgenin coğrafik konumu itibarıyla Irak, İran ve Suriye’ye olan komşuluğu nedeniyle Güneydoğu’da gazetecilik yapmak mesleki anlamda profesyonelleşmeyi sağladığı gibi uluslar arası gazetecilik yapmanın olanaklarını da sağlıyor. Güneydoğu’da 1980 yılından beri sıkıyönetim ile başlayan, 1984’den beri ise silahlı şiddetin 24 yıldır devam etmesi ve ABD-Irak savaşına da yakın tanıklık yapan Güneydoğulu gazeteciler 28 yıl boyunca şiddetin içerisinde mesleklerini yapıyorlar. Yaşanan çatışma ortamı ve bunun getirdiği sınırlamalar nedeniyle mesleki açıdan engel olan teşkiller nedeniyle zaman zaman ‘sınırlı görev’ yapmak zorunda kalındığı gibi telafuzlardan bile bir yere oturtulmak “Şiddet - terör, PKK’li (Pe-ke-ke), PKK’lı ( Pe-ka-ka)” mesleki sorun olabiliyor.

    Bölgenin sosyo-ekonomik şartları, yaşanan anti-demokratik uygulamalar, aşiret yapısı ve şiddet içeren ortamda, gazetecilik yapmanın önünde birçok zorluklar olduğu gibi bölgede görev yapan her gazetecinin bir anısı, bir macerası da mutlaka vardır. Mesai saati dışında bir araya gelen gazetecilerin, görev yaparken başından geçenleri anlattıkları trajikomik, dramatik konular sohbetin baş konuğu olabiliyor.

    Aslında haberciyle foto muhabirinin işi ayrı olduğu halde bölgede nedense bu iki işi de aynı gazeteci yapar. Yani iki kişilik gibi çalışır gazeteci. Bölgede genellikle haberci aynı zamanda foto muhabiridir de. O nedenle sadece yazmakla kalmaz, görüntüler de. Hem gözü hem de beyni çalışmak zorundadır. Sorunlu bölgede, gazetecilik mesleğini yürütmek sorumluluk yüklediği gibi riskleri de göze almak gerektiriyor. Cizre’de dışkı yedirme olayında adliyeye ifade vermeye gelen yüzbaşının fotoğrafını çekmek için deklanşöre basmak istediğim bir sırada yanındaki koruması, “ Sen deklanşöre bas, ben de tetiğe basayım” demesi sanırım birçok şey ifade ediyordur. Bölgede görev yapan, asker, gazeteci ve bürokratın emekliye ayrıldıktan sonra özellikle “Güneydoğu” üzerine kitap yazmaları bölgenin hassasiyetini gözler önüne seriyor. 20 yıl boyunca yaşadığım anıları Namık Durukan’la kitaplaştırdığım “Ölümün iki yakasında” adlı kitabımı Yazar Şehmus Diken şöyle özetlemişti:

    “Ölümle yaşam arasında kıldan ince kılıçtan keskince bir sırat köprüsünde yürüyen acılı hayatların, kimi kez asker tutsaklığında eşini Nazım Hekmit Ran’ın Verası’nı özlediği gibi özleyen ve kızları Ebru ile Başak’tan Abidin Dino’ya inat özgürlüğün ve mutluluğun resmini çizmelerini isteyen tutsak astsubay Yener Soylu’nun sesi oldunuz. Kimi kez Cizre’de öldürülen meslektaş haberci İzzet Kezer’in acılı sonuna tanıklık. Saatlerde binek bir aracın bağacında kaçak yolculuk yapan gazeteci arkadaşa yataklık! Büyük ve acınası göçlerin tanığı olmanın derin hüznü. Dağlarda körebe oyunu. Ve sonuç da “birileri tetiğe basarken bir başkalarının da deklanşöre basmasının ironik hikayeler ve anılar toplamı”

    Evet, Güneydoğu’da gazetecilik mesleğini yapmak aynı zamanda tarihe tanıklık etmektir.